Çalınan Çocukluklar ve Susturulan Sesler
- iugurtoprak
- 14 Oca
- 3 dakikada okunur

Merhaba Sevgili Dostlar;
Bu yazıda açlık, çocuk işçiliği ve Milli Eğitim Bakanının utanç karnesinden bahsedeceğim. Türkiye, çocuk işçiliği, eğitimde açlık ve emek sömürüsü sarmalında kıvranırken, çocuklarımızın geleceği göz göre göre karartılıyor. Memleketteki mevcut tabloyu sadece bir istatistik değil, bizzat mutfaklarımızda ve sınıflarımızda yaşanan bir dram olarak görüyorum. Hepimizin de neyle görmesi gerek aslında.
Resmi rakamlar (TÜİK), 720 bin çocuk işçiden bahsetse de, sahadan gelen acı tahminler bu sayının 3,5 milyona ulaştığını gösteriyor. Son 1 yılda 85 son 12 yılda 770 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti dostlar. Bu çocukların 253’ü ise daha 14 yaşın altındaydı. Bu, “kader” değil, bu fıtratla da açıklanamaz. Bile isteye yapılan, göz yumulan bir cinayetler zinciri bu. Çocuklar, beslenmenin yanı sıra, eğitim ve oyun hakkından mahrum bırakılarak, en temel hakları olan yaşama hakkını bile elinden alan güvencesiz ve düşük ücretli bir sömürü çarkına itiliyor.
Çocuk emeği sömürüsünün en kurumsal ve organize hali, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) Projesi aracılığıyla meşrulaştırılıyor ve bu sömürünün adresi de yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı.
Meslek eğitimi adı altında uygulanan bu proje, 15 yaş altındaki çocukları dahi haftada 4 gün (sözde), yok denecek kadar düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorluyor. Bu, ne meslek edindirme ne de eğitimdir dostlar. Bu, yoksulluğu derinleştirilmiş ailelerin çocuklarını sermayenin ucuz işgücü deposuna dönüştüren, devlet eliyle onaylanmış bir emek sömürüsü modelidir.
Bu sistemde, kız çocukları çoğu zaman erken evliliğe itilip “çocuk gelin” haline getirilirken, erkek çocuklar ise “iyi bir meslek edinsin” bahanesiyle okuldan alınarak sömürülen birer işçiye dönüştürülüyor.
Bir Gıda Mühendisi olarak en ağırıma giden şeylerden biri de, çocukların beslenme hakkının gasp edilmesi. Okullarda ücretsiz bir öğün yemeğin sağlanmaması, derinleşen yoksulluk karşısında çocukları sınıflardan uzaklaştırıyor, onların okulda kalma direncini kırıyor. TÜİK 2022 verilerine göre, çocukların %62,4’ü ne yazık ki sadece ekmek ve makarna gibi ucuz karbonhidratlarla beslenmek zorunda kalıyor. Bu, protein ve mikro besin eksikliği demek. Bu, çocuk gelişimini sabotaj demek. Bu bir neslin hatta gelecek nesillerin yok edilmesi demek.
OECD ülkeleri arasında, Türkiye yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranında (%19,2) ilk sırada yer alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanlığı, açlık utancında da birinciliğe oynuyor. Bu vahim tabloya karşı çıkanların susturulmaya çalışılması ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve siyasi iktidarın soruna yaklaşımındaki utanç verici tutumunu perçinliyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, çocukların temel hakkı olan ücretsiz besleyici ve güvenli yemek ve temiz su taleplerine ve MESEM sömürüsüne karşı eleştirilere kulak tıkamakla kalmıyor dostlar, aynı zamanda bu hakları savunan öğrencilere ve öğretmenlere yönelik baskı politikalarını da görmezden geliyor.
TİP’li 16 öğrencinin tutuklanması ve öğretmenlerin gözaltına alınması, çocuk işçiliğini, açlığı ve sömürüyü eleştirenlerin kriminalize edilmeye çalışıldığının açık bir göstergesi. Muhalif sesleri susturmaya çalışmak, sorunu çözmek değil, üzerini örtmektir. Oysa güneş balçıkla sıvanmaz.
Çocukların aç bırakıldığı, okullarda sömürünün organize edildiği, hak arayanların tutuklandığı öte yandan tarikatlara sınırsız imtiyaz tanındığı bir sistemi yöneten ve bu sisteme politik olarak arka çıkan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sizin döneminizde çocuk işçiliğini meşrulaştıran projelere göz yumuldu. Hak arayan öğretmenler gözaltına alınıp öğrenciler tutuklandı. Sorunun kaynağı bizzat siz ve uyguladığınız politikalar. Bu ağır tablo karşısında eğitim camiasına ve kamuoyuna olan sorumluluğunuzu yerine getirin ve derhal istifa edin!
TİP’li 16 öğrencinin, okullarda ücretsiz yemek hakkı talebiyle yaptıkları meşru eylem nedeniyle tutuklanması, bu memleketin çocuklarına ve gençlerine nasıl bir mesaj verdiğini açıkça gösteriyor: “Hakkını arama, itaat et!”
Biz de diyoruz ki:
Susmuyoruz! Korkmuyoruz! İtaat Etmiyoruz.
Bu memlekette çocuk işçiliği, açlık ve emek sömürüsü bitene kadar, her çocuk oyun oynama, sağlıklı beslenme ve güvenli bir çocukluk yaşama hakkına sahip olana kadar susmayacağız.
Unutulmamalıdır ki, çocukluğu çalınan bir toplum, geleceğini de kaybetmeye mahkumdur.
Bakan Tekin’e ve siyasilere seslenerek bu yazıyı bitirelim.
Bu acı tabloyu tersine çevirmek, siyasi bir tercih değil, insani bir zorunluluk.
Çocukları işe iten temel sebep olan yoksulluğu ortadan kaldıracak, ailelere sosyal destek sağlayacak politikalar derhal uygulanmalı.
Eğitimin parasız, nitelikli ve erişilebilir olması sağlanmalı. Okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su sağlanması, yoksul çocukların beslenme ve eğitim hakkını güvence altına alacak ilk adım olduğu unutulmamalı.
MESEM garabeti gözden geçirilmeli, çocukların emek sömürüsünü meşrulaştıran tüm uygulamalara derhal son verilmeli.
İlk ve Son Söz:
Çocukluğu Çalmayın, Haklarını Koruyun!
Dostlukla & Dayanışmayla





Yorumlar