16 Ekim Geldi Çattı
- iugurtoprak
- 14 Oca
- 2 dakikada okunur
16 Ekim geldi, çattı sevgili dostlar. Her 16 Ekim, Dünya Gıda Günü’nde, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş yıldönümünde dünya bir an durup düşünüyor. Ama bu duruş, çoğu zaman bir iç çekişle sonuçlanıyor. Açlık, yoksulluk, yoksunluk, adaletsiz kalkınma ve paylaşım...
Bu yılki tema, “Daha İyi Bir Yaşam ve Daha İyi Bir Gelecek İçin Gıda Hakkı” olarak belirlendi. Geçen yılki köşe yazımda, “Gıdaya erişim lüks değil, temel bir insan hakkı” demiştim. Ne yazık ki, bir yıl sonra bugün tablo hâlâ kara. Hatta 2025, gıdaya erişimin daha da zorlaşacağı bir yıl olacak gibi duruyor. Mevzu Gıda adlı programımda da sıkça vurguladığım gibi, “Gıda ve su krizi, sadece bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir adalet meselesi.” TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’nın geçmiş açıklamaları, bu krizin köklerini net bir şekilde ortaya koyuyor aslında. 2022’de “Kimseyi Geride Bırakma” temasıyla, neoliberal politikaların açlık ve yoksulluğu körüklediğini belirtmişlerdi. Tarımsal girdilerdeki dışa bağımlılık, çiftçilerin üretimden çekilmesi ve tüketici fiyatlarındaki fahiş artışlar, sofralarımızı daraltıyor. Tarım-ÜFE ile TÜFE arasındaki makas kapanmadıkça, sebze-meyve-bakliyat fiyatları roket gibi fırlıyor; halk yoksullaşıyor.
Gıda enflasyonu, sadece cüzdanları değil, umutları da eritiyor. Peki, ne yapmalı? Gıda mühendisi olarak, sürdürülebilir tarım teknikleri, su verimliliği ve risk analizleriyle sorumluluğumuz büyük. Ama bu, bireysel çabalarla sınırlı kalmamalı. Hükümetler, yerli üretimi teşvik etmeli, küçük aile tarımını desteklemeli. Gıda hakkı, anayasal bir zorunluluk olmalı, ticari bir meta değil.
Çözüm aslında çok net. Üretimden ve üreticiden yana kamucu politikalar, etkin denetimle desteklenmeli. Rant ekonomisi yerine üretim odaklı politikalar benimsenmeli. Çünkü toprağın ve suyun talan edilmesi, sadece bugünü değil, geleceği de çalıyor dostlar. Hatay’da toprak kaybı yaşayan çiftçiler, Akbelen’de ormanları yok edilen köylüler, bu talanın canlı tanıkları.
Açlığın, yokluğun son bulduğu, hakça paylaşımın hakim olduğu bir dünya için mücadele etemeye devam edeceğiz. TMMOB’un çağrısını tekrarlıyorum: Bilimden, emekten, doğadan yana tutumumuzu sürdürelim. Dünya Gıda Günü, bir kutlama değil, hesaplaşma fırsatı. Sofralarımızdaki bolluk, başkalarının açlığı pahasına olmamalı. Adil bir paylaşım ve gıda egemenliği için, bugünden başlamak gerek.
Ez cümle sevgili dostlar.
Meteorolojik anlamda nasıl geçecek bilmem ama gıda enflasyonu ve gıdaya erişim konusunda bu kış çok çetin geçecek.
Bu sene de sözlerimi aynı cümle ile bitireceğim.
Artık açlıktan, yoksulluktan ve yoksunluktan bahsedilmeyen, hakça ve adil paylaşımın olduğu bir ülkede ve dünyada nice 16 Ekimlere…

Dostlukla & Dayanışmayla





Yorumlar